Minik Kuş

kuş

Kahverengi bir tabure üzerinde, minik bir kuş varmış. Pencereden içeri giren hafif rüzgar esintisi altında huzurlu hissediyormuş. Orada yalnızmış ve bir tehlike ile karşılaştığında, kuşa arkadaşlık eden genç kız onun bağırmasını, kendisini çağırmasını öğütlemiş. Esen rüzgar, kuşun tüylerini her okşadığında, ruhunu rüzgara ve ötesine teslim etmiş.

Havanın parçalı bulutlu olduğu bir gün, kuşun hiç ummadığı anda, oradan geçen bir akbaba, onun baktığı pencere kenarına konmuş. Akbabanın heybetli gövdesi, kuşu gölge altında bırakıyormuş. Hatta gölgesi taburede her yeri kaplamış; kuşun onun gölgesinden kaçması için taburede adım atacağı bir yer de kalmamış.

Kuşun göz hizasına akbabanın ayakları denk geliyormuş. Onun yüzüne bakmak için kafasını kaldırdığında, siyah gözleri ile büyük gagası onu korkutmuş. Akbaba içerideki eşyaları inceliyormuş, kuş ise onun eğri boynunu ve siyah kanatlarını…

Akbaba, henüz bir harekette bulunmasa da kuş, ona karşı temkinli olmak istemiş. Bir yandan da ilk defa bu kuş türünü gördüğü için, bir ön yargıda bulunmak istememiş.

Akbabanın evdeki eşyaları incelemesi bittiğinde, bu minik kuşa bakmak için boynunu indirmiş. Kuş, onunla göz göze geldiğinde tedirgin hissetmiş ve aklına genç kızı çağırmak gelmiş. Minik kuş, daha önceleri sadece bahçeden geçen köpekten korktuğu için onu çağırmış ve o zaman genç kız, onun bir çığlığı ile yanına yetişmiş. Şimdi ise onu çağırma düşüncesi, sadece düşünme ile sınırlı kalmış. Akbabanın siyah korkunç gözleri karşısında, kendi gözlerinin nasıl göründüğünün farkına varmamış; aslında minik gözleri korkudan, fal taşı gibi açık, ona bakıyormuş.

Akbaba, onun sessizliğinden cesaret alarak iki kanadını açmış. Öyle kocamanmış ki, tüm camı kaplıyormuş! Minik kuş, artık bir gölge değil, karanlığın altındaymış! Dışarıdan Güneş ışığı vurmadığı gibi odadaki mum da uzakta kalıyormuş.

Kuşun aklına, yine genç kızı çağırmak geldiğinde akbaba, iki kanadını da onun üstüne örtmüş. Minik kuşun heyecandan nefesi kesilmiş ve yine çığlık atamamış! İçeri hava girmediğinden, nefessiz kalıp gözlerini yumduğu sırada, odanın tahta tavanından ayak sesleri gelmeye başlamış.

Üst katta çocuklar ders işlenecek sınıfa giriyorlarmış. Öğretmenleri olan genç kızın gelmesine yaklaşık on beş dakika varmış. O sırada genç kız, kendi odasında ders materyallerini hazırlıyormuş.

Akbaba, yakalanmamak için hızlıca oradan uzaklaşmış. Onun ardından içeriye giren temiz hava ve güneş ışığı sayesinde minik kuş, gözlerini açmış. Gözlerini açtığında göz çevresini gergin hissetmiş. Az önce ne kadar korktuğunu bir kimseye anlatmaktan çekinmiş. Çünkü anlatacağı zaman biliyormuş ki, güçsüzlüğü, minik oluşunu cümlelerinde yinelemesi kendi kendini incitecek…

Kuş, birkaç gün odadaki koltuğun altına gizlenerek beklemiş. Genç kızın misafirleri gelip gittiğinde de kuş sesini çıkarmamış. Genç kız, kuşun hep başka bir odada olduğunu düşünmüş.

Genç kız mumun kenarında tek başına defterine yazı yazarken, kuş koltuğun altından topallayarak çıkıp kendini göstermiş. Genç kız, yere dalgınlıkla bakıp, hikayesini kurguladığından kuşun ötede olduğunu görmemiş. Kuş, sinirlenip çığlık atmış ve kendine acıyarak gözlerinden yaşlar akmaya başlamış.

Genç kız onu gürültü yaptığından dolayı suçlamış. Kuş bağırarak ağlamaya devam etmiş. Akbaba gibi genç kız da onun kalbini yaralamış.

Minik kuşun ağladıkça sesi kısılmış. Etrafında onunla konuşacak, güvenecek; ona eski berrak kalbini geri kazandıracak birini bulamamış.

Genç kızın odadan çıktığı zaman, defterine neler yazdığına bakmış. Defterde, uçmaktan, özgür olmaktan ve tek başına kim olursa olsun, birine ihtiyaç duymadan tüm benliği ile güçlü hissetmekten bahsetmiş…

Bunları okuduğunda minik kuş, kanatları olduğu halde o anda uçmadığını fark etmiş. Akbaba ile bir başına kaldığında hep bir destek aradığını düşünmüş. Hangi vücudun içinde olursa olsun, kendine baktığında kuvvet bulmak istemiş.

Odada aynanın karşısına geçmiş, gözlerinin etrafını hala gergin hissetmiş. Saf ve temiz kalbinin varlığını bildiği halde, içinde onu hissedememiş. Tabureye tekrar çıkmış, orada dışarıya bakmış. Esen rüzgar, onun gözyaşlarını silmiş. Havanın kararıp aydınlandığına şahit olunca, yavaş yavaş daha iyi hissetmeye başlamış.

Kendi başına düşündüğünde kuş ve insan türüne karşı güven kırılması dinmese de bir kanıya varmış: “Bir olayın ne olduğundan çok, bizim ne kadar etkilendiğimiz önemlidir. Yine korkabiliriz bazı şeylerden, hayatın ne getireceği belli değil. Kanatlarımın olduğundan habersiz olduğum için korkuyordum ve aslında güç bende saklıymış.”

Daha sonra odaya genç kız girmiş, deminki kızgınlığı üzerinden atmış. Fakat minik kuşun, kırgın kalbi bunu unutmamış. Pencerenin kenarındaki aynı taburesinde durup, dışarıya bakmaya devam etmiş. Bu evden ayrılmak istemediğini düşünmüş. Tehlike karşısında genç kızı çağırmaktansa kendi kanatlarını kullanma, kendine güvenme kararı almış. Ve genç kıza öfkesi geçene kadar etrafta uçarak kendini esintiye bırakmış.

 

 

Minik Kuş” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s