Not 2

Hayatınızı değiştirecek güçte olan biri giriyor hayatınıza. Tüm hislerinize erişebiliyor ve sizi tümüyle işgal ediyor. Böyle birisi için ruhunuzu çabucak teslim etmeyin. Benliğinizi kaybetmeyin. Hayattan kendi başınıza ne istediğinizi, henüz ne kadarını yaptığınızı, o kişinin hayatınıza kattıklarını ve sizden götüreceklerini iyi hesap edin. Aklınızdaki soru işaretlerini duygusallıkla değil, mantığınızla çözün. Birileri çıkıp da bu olay çemberinin dışından yaptıkları eleştiriler ile sizi üzüyorsa, onları kesinlikle umursamayın. Sizin hayatınız sizin biçim verdiğiniz hamurunuzdur. Kimsenin dokunmasına müsade etmeyin.

Ölüme Dair

Sanırım bu evde ölmek istiyorum. Enkazın altı en acısızı. Bu kıyafetler olsun üzerimde. En son hatırladığım şey sallanan lamba olsun. Deprem diye anlayayım olan biteni. Burada derin bir nefes alayım ve ölümü bekleyeyim. Son kez güzel odama bakayım. Ve en sevdiğim müziği dilime dolandırayım. Gelecekten yana kaygısızlık bedenimi sarsın. Mahalleden koşuşma sesleri ve haykırışlar beni heyecanlandırmasın. Ben, dedim ya, burada sakince ölmek istiyorum. Bir hiç olmanın rahatlığı, bir şey yapmak zorunda olmamanın verdiği gevşeklik… Ve dilimde en sevdiğim müzik olsun!

Gelecek sana bakıp gülüyordu. Çünkü sen endişe içindeydin. Halbu ki o, kendinde korkulacak hiçbir şey görmüyordu… Dili olsa ifade ederdi; olaylar gelip geçerdi…

Hayatta küçük şeyler için mutlu olan tayfa: Blog yazarlarıdır… Çok güzeliz bence! 😄😄

Müptezel Tanrılar – İnceleme

müptezel-tanrılar

                          Serkan Üstündağ ve eşsiz kaleminden Müptezel Tanrılar

Hikayeye başlarken önce insan bedenine bürünmüş Tanrıları tanıyoruz. Bu giriş bölümünün sonunda, insanlar için önemli olan ‘ölüm’ kavramı bir intihar süsü ile Tanrılar için önemsizliği anlatılıyor. Şöyle ki:

Başkalarının mutlu olmasını istemeyen ve askine alımlı bir Tanrıça’yı tanıyoruz. Önünde kazan, kazanın içinde ise turistler kaynıyor. Turistlerin kaynadığı bu kazanı inceliyoruz ve Tanrıçanın giysisi ile aynı hanımefendiyi takip ediyoruz. Bir adam ile limuzinden iniyor; gökten düşen bir votka şişesini kapıp içiyor. Bu adamın aslında bir Tanrı olduğunu öğrenmek uzun sürmüyor. İşte bu adam kılığındaki Tanrı, adı ise Zeus; Burç Halife’nin tepesinden kendini aşağıya atıyor… (Burada Tanrının ölümü hafife aldığını, yere düşene kadar içki içmesinden anlıyoruz.) Bunun nedeni kendilerinden olmayan diğer canlıları yok etmek…

Sonrasında ise biraz daha ağırdan alınarak, sindirilerek okunması gereken bölüm başlıyor. Evren, yıldızlar ve ham maddeler… Fakat burada dikkat çeken nokta, yıldız olan Tanrılar sırf kendilerini korumak için büyük bir enerji haline gelip bir patlama meydana getiriyorlar. Sonrasında galaksi oluşuyor. Yaşam alanımız Samanyolu Galaksisi, Tanrıların yalnızca kendi amaçları uğruna ve belki de bencilliklerinden ötürü var oluyor.

İşte bu yaratılan gezegende Tanrılar için bir bedene yerleşmek, bir kişinin yalnızca uyuşturucu alması ile ilgili. Bu hap ile bedende ruh olsa dahi Tanrı’ya ait bir yer açılıyor ve Tanrı o bedeni doyasıya kullanıyor. Fakat bu ilginç gelse de Tanrılar için insan bedenine bürünmek artık sıradanlaşıyor.

Hikayenin temel taşlarını iyice anladıktan sonra tıpkı yazarın ‘Yalan Yalnızlık’ kitabında olduğu gibi bir kurgunun yansımasını görebiliyoruz. Birkaç arkadaş birlikte bir dairede toplanmış ve ortamda ise uyuşturucu var.

Tanrılar, büründükleri bedenler ile insanları yerle bir etmek için yaptıkları ile artık bir kaos ortamı oluşuveriyor. Tüm bunlar karşısında olağanüstü kaosa, ‘Dur!’ demek için Güneş hikayeye katılıyordu. Aslında buradaki Güneş’in birçok özelliği ile yazarın ta kendisinin olduğu anlaşılıyor…

Hikaye, yer yer okuyucu ile sohbet tarzında geçiyor ve gayet sürükleyici. Bilimkurgu tadında bu öykü Fanzin Hareketi için çok önemli bir yer taşıyor…